ANTİK DÖNEMDE MANİSA

 

Antik Dönem'de, Batı Anadolu'da Magnesia adında iki kent yer almaktadır. Bu açıdan Magnesia antik kenti, Sipylos Dağı (Sipil Dağı) eteklerinde kurulduğundan, kente antik dönemde Sipil Dağı'ndaki Magnesia anlamına gelen Magnesia ad Sipylum adı verilmiştir.

Sipylos Magnesiası'nın Tarihçesi


Manisa ve çevresinde bugüne kadar detaylı bir arkeolojik kazı veya yüzey araştırması yapılmamıştır. Kent hakkındaki sınırlı bilgilerimiz yazılı kaynaklara, tesadüfen ele geçirilen arkeolojik buluntulara ve o dönemde kalıntılar daha iyi korunmuş olduğundan özellikle 19. yüzyılda yaşamış olan gezginlerin gözlemlerine dayanmaktadır. Sipylos Dağı'nın kuzey eteğinde, bugünkü Manisa'ya doğru uzanan bir yamaç üzerinde yer alan antik döneme ait kalıntılar, Geç Bizans Dönemi'nden kalma surlarla çevrilidir. Antik kentin kalıntılarının yer aldığı bu yamaç halk arasında Topkale ya da Toptepe olarak bilinmektedir. Buradaki mahalle kısmen antik kentin üzerinde yer almakta, bu nedenle de zaman zaman evlerin altında buluntulara rastlanmaktadır.

Erken Dönem Yerleşimleri


Magnesia antik kentinin kurulduğu yerde, daha erken dönemlerde öncül bir yerleşmenin varlığını yazılı kaynaklardan bilmekteyiz. Kaynaklar, bu yerleşmenin, Tantalis ya da Sipylos isminde bir yer olduğunu ve daha sonra şiddetli bir depremle yerle bir olduğunu bildirmektedir. Tantalis ismindeki (-nt) suffixi, burasının eski Anadolu yer isimlerinden olduğuna dair ipucu vermektedir. Geçen yüzyıllarda yaşamış araştırmacıların yüzeyde gözlemledikleri seramik buluntuları ve bir ufak mermer idolün yardımıyla, burasının M.Ö. III. Binde yerleşim gördüğü görüşü genel olarak bilim çevrelerince benimsenmiştir.

 
Yine kentin kuzey ve kuzeybatısındaki alanlarda ele geçirilen seramik buluntularıyla buradaki yerleşmenin M.Ö. II. Binde de devam ettiği günışığına çıkarılmıştır.
 

Ayrıca Manisa il merkezinin 7 km. doğusunda doğal bir kayaya oyulmuş Anatanrıça kabartması da, yanındaki Luwi'ce yazıtı nedeniyle, kesin olarak tarihlenebilmektedir ve M.Ö. II. Bin yerleşmesinin buradaki en önemli tanığıdır.

Antik Magnesia Kenti

MÖ I. binden itibaren burada artık Tantalis veya Sipylos kentleri adı yerine başka bir kentten söz edilmeye başlandığını görüyoruz. Sipylos dağı eteklerine kurulmuş olduğunu öğrendiğimiz bu kentin nasıl ve ne zaman kurulduğuna dair herhangi bir yazılı veri yoktur. Kentte bulunan "Akropolis Tepesi" daha erkene tarihlenen öncül kentin kalıntılarının bulunduğu yerdir ve Magnesia kenti kurulduktan sonra burası, "Palai Magnesia" yani Eski Magnesia olarak anılmaya başlanmıştır. Buradaki eski yerleşmenin daha sonra Magnesia isimli bir kente dönüştüğüne dair elimizdeki ilk bilimsel veri, M.Ö. VI. yüzyıla tarihlenen bir yazıt parçasıdır. Mısır'daki Abydos kentinde yer alan I. Seti'ye ait tapınakta ele geçirilmiş olan bu yazıt, o döneme ait Magnesia ve Magnesialılar'la doğrudan ilintili yegâne belgeyi oluşturmaktadır. Yazıtta ismi geçen Kaikos adındaki bir Magnesialı'nın Mısır'daki Abydos'taki varlığı, ancak oradaki orduda ücretli asker olarak görev yapmış olduğuyla açıklanabilir.

Palai Magnesia'nın yeni Magnesia kentiyle yan yana varlığını sürdürdüğünü, daha sonra M.Ö. 245 yılında Smyrnalılar ile imzalanacak olan bir antlaşma metninde isminin sık sık geçmesinden bilmekteyiz. Magnesia'nın bir Grek kenti (Polisi) olduğuna dair elimizde herhangi bir veri yoktur; nitekim M.Ö. V. ya da IV. yüzyıllara kadar halkın konuştuğu dilin Grekçe ile de bir ilgisi olmadığını bilmekteyiz. Bu verilerden Eski Magnesia halkının bölgenin yerli halklarından biri olduğu sonucunu çıkarabiliriz. "Sipylos Magnesiası" isminin ilk kez, M.Ö. V. yüzyılda yaşamış Lesboslu (Midilli) Hellanikos'un eserinde geçmektedir.

Pers Hakimiyeti ve Pergamon Krallığı Döneminde Magnesia

Anadolu, Hellenistik Dönem'e kadar Pers hâkimiyeti altında olduğundan, Magnesia da bir çok şehir gibi Pers satraplarına bağlı idi. Büyük İskender'in MÖ 334 yılında Perslere karşı ilk zaferini kaydettiği, Granikos kıyılarında (bugünkü Biga Çayı) yaptığı savaş sonucunda, Anadolu'da Pers hâkimiyetinde olan diğer yerler gibi bu bölge de Makedonyalıların eline geçti. İskender, Sardeisliler ve diğer bütün Lydialılar'a bağımsızlık tanımıştır. Hiç şüphesiz Magnesialılar da Pers idaresinden kurtulmuş ve özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Ayrıca, Lydialılar'ın ve Magnesialılar'ın kendilerini eski Lydia yasalarına göre yönetmelerine izin verilmiştir.
Büyük İskender'in M.Ö. 323 yılı yazında Babil'de ölmesinden sonra, ardılları arasında oluşan kargaşa ortamında, Küçük Asya'nın (Anadolu) dolayısıyla da Magnesia'nın idaresi bir süre Seleukhoslara kaldı. İskender'in komutanı Lysimakhos'un ölümünden sonra, Küçük Asya'da bağımsız bir devlet daha ortaya çıktı. Lysimakhos'un askeri yönden önemli gördüğü ve tahkim ettirdiği küçük Pergamon (bugünkü Bergama) kentine, kalenin ve hazinesinin de birlikte korunması görevi, Paphlagonialı kumandanı Philetairos'a verilmişti. Philetairos bağımsızlığını koruyarak Pergamon'u M.Ö. 283 yılından itibaren önemli bir yer haline getirdi ve M.Ö. 263 yılında öldüğünde devletini sağlam temellere oturtmuştu. Yerini alan büyük kardeşinin oğlu I. Eumenes, ise Seleukhoslar'dan I. Antiokhos ile M.Ö. 263 yılında Sardeis yakınında çatışmak durumunda kaldı. Bu savaşı zaferle sonuçlandırarak Bergama Krallığı'nın sınırlarını kuzeyde Ida (Kaz Dağları) güneyde Kyme (Aliağa), doğuda Makestos'a (Simav yakınları) kadar genişletti.
Daha sonra I. Antiokhos'un, Eski Magnesia'daki kaleyi kuşattığını ve burasını askerleri için yerleşim yeri olarak seçtiğini bilmekteyiz. Kuşatma, Seleukhoslar'ın Sardeis'te bulunan komutanı tarafından yönetildi. M.Ö. 246 yılında II. Seleukos Kallinikos ve kardeşi Antiochos Hieraks arasında taht kavgası nedeniyle bir savaş çıktığında, Magnesia öncelikle Sardeis'de oturan Hieraks'ın yönetimindeydi. Smyrna, Seleukhos'un tarafını tuttuğundan, Magnesia'daki Hieraks'ın birlikleriyle Smyrna'daki Seleukhos yanlıları arasında çatışmalar yaşandı. Magnesia'daki birlikler Smyrna'ya saldırdı, ancak herhangi bir başarı elde edemedi. Buna karşılık Smyrna, Magnesia'ya karşı atağa geçti ve çatışmaların sonucunda bir kapitülasyon yapıldı. Buna göre Magnesialılar Smyrna çatısı altında birleşip, hepsi Smyrna vatandaşı sayıldı (Sympolitie). Magnesia'ya ait bölgelerin Smyrna'ya geçip geçmediği konusu ise bugüne kadar açıklık kazanmamıştır. M.Ö. 245 yılında kentin Smyrna ile yaptığı bu anlaşma vesilesiyle artık yazılı kaynaklarda adından sıkça bahsedildiğini görmekteyiz. Bu antlaşma metnini içeren ve olasılıkla Smyrna'da ele geçirilmiş olan bu yazıt sayesinde gerek bu olay gerekse Magnesia'nın daha önceki durumu hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Yazıtın I. kısmı M.Ö. 245 Aralık ayına, diğer kısmı ise Ocak/Şubat aylarına tarihlenmektedir. Yazıtın bir diğer önemi ise Magnesia hakkında bize doğrudan bilgi vermesindendir.
M.Ö. 190/189 yıllarında Magnesia, yine büyük bir tarihi olaya sahne oldu: Romalılar, Lucius Cornelius Scipio Asiaticus ile kardeşi Publius Cornelius Scipio Africanus, yanlarında Pergamon Kralı Eumenes ile birlikte, Seleukhos'ların kralı Büyük Antiokhos'a karşı, tam olarak Kumçay (Hyllos) ile Gediz arasındaki ovada savaştı. Savaş, Romalıların ve dolayısıyla onların yanında yer aldıkları için Pergamon'un kesin bir zaferiyle sonuçlandı. Savaşın sonucunda özellikle II. Seleukhos zamanında kentlerinin Smyrna'ya bağımlı kılınmasıyla eski hürriyet ve yaşamlarını tamamen kaybetmiş olan Magnesialılar için Romalılar, hiç şüphesiz, bir kurtarıcı olmuşlardır. Roma senatosunun aldığı kararla M.Ö. 188 yılında Pergamon Kralı Eumenes, yanında on Roma
senatöründen oluşan bir barış komitesi ile Küçük Asya'ya döndü ve Apameia'da barış antlaşması taraflar arasında kesin olarak imzalandı. Antlaşma hükümlerine göre III. Antiokhos ağır bir savaş tazminatı ödeyecek, ayrıca eskiden işgali altındaki topraklardan bütün kuvvetlerini geri çekecekti. Bu hüküm uyarınca Magnesia'daki birlikleri de boşaltılmış oldu. Böylece Magnesia, Anadolu'daki kentler içinde Roma egemenliğini kabul eden ilk kentlerden biri oldu. Roma ise, Magnesia kentini (Lydia'daki diğer kentler gibi) Pergamon Kralı I. Eumenes'e verdi. Daha sonra yaşanacak olan I. Mithridates savaşları sırasında de Magnesia Roma'ya sadık kaldı ve bu nedenle de Sulla tarafından bağımsız bir kent olarak ilan edildi. Asia Eyaleti içinde Magnesia, Smyrna Conventus'una dâhil oldu.

Roma Dönemi ve sonrasında Magnesia

Son Pergamon Kralı III. Attalos'un vasiyeti gereği, M.Ö. 133 yılında Pergamon Krallığı Roma İmparatorluğu'na kaldı. Magnesia da böylece Roma hâkimiyetine geçmiş oldu. M.S. 17 yılında, İmparator Tiberius zamanında, Magnesia, Asia eyaletindeki diğer 11 kentle birlikte, yine şiddetli bir depremle sarsıldı ve tıpkı Tantalis felaketinde olduğu gibi yerle bir oldu (Tarihçi Tacitus'a göre yer yarıldı ve evlerle birlikte insanları da yuttu). Tiberius tüm bu kentlerin tekrar bayındır hale gelmesi ve bu felaketten kurtulması için, aralarında Sardeis ve Magnesia'nın da bulunduğu bu kentlere yardımda bulundu, ayrıca depremden en çok etkilenen kent olan Sardeis 5 yıl boyunca vergiden muaf oldu.
M.S. 395 yılında kadar süren Roma Dönemi, Anadolu'da daha sonra Doğu Roma, yani Bizans Devleti'nin kurulmasıyla sona erdi. Magnesia şehri Bizanslılar tarafından etrafı surla çevirtilip, bir de kale ile takviye edilmiş olduğundan, Selçuklular Anadolu'yu fethe başladıklarında Manisa'yı (Magnesia) zapt edemediler. Saruhan Bey, M.S. 1313 yılında Manisa'yı ele geçirmeyi başarmış ve

 

şehri, beyliğinin merkezi haline getirmiştir. Daha sonra M.S. 1410'da Manisa, Çelebi Sultan Mehmet tarafından kuşatılarak ele geçirilmiş ve bu tarihten sonra Osmanlı'nın hâkimiyetine geçmiştir. Osmanlılar Manisa'yı Saruhan Sancağı adı altında Anadolu Beylerbeyliği'ne bağlamışlardır. Manisa 1922'de müstakil sancak, 1923'te de il olmuştur.


Mitolojide Sipylos Magnesiası


Magnesia antik kenti hakkındaki mitoslar da gerek isimler gerekse coğrafi tanımlar bakımından tarihsel verileri doğrular niteliktedirler. Mitolojide Sipylos Dağı, yeraltı Tanrısı Tantalos'un memleketi olarak anılır. Tantalos'un, burada Tantalis ya da Sipylos isimli bir kentte doğduğu rivayet edilir ki bu kent daha sonra Palai Magnesia adını alacak ve hemen yakınında daha sonra Magnesia antik kenti kurulacaktır. Tantalos'un bu kentin kralı olduğuna inanılırdı. Mitolojide, kentin bir deprem felaketiyle yerle bir olması, Tantalos'un suçlarına karşın bir ceza olarak yorumlanmıştır. Tantalos'un babası olan tanrılar tanrısı Zeus, mitolojiye göre Tantalos'u cezalandırmak için Sipylos dağını onun üzerine yıkmıştır. Mitolojiye göre bu Tantalos'un Pelops isimli bir oğlu ve Niobe isimli de bir kızı vardır. Pausanias, Tantalos'un mezarından iki yerde bahsetmekte, hatta O'nun mezarını gördüğünü yazmaktadır (Pausanias, V, 13, 4; II, 21, 3). Bugünkü verilerle bu mezarın, halk arasında "Çakırcalının Mağarası" olarak bilinen ve Manisa'nın doğusunda bulunan bir kaya mezarı olduğu tahmin edilmektedir. Mezar büyük bir olasılıkla Arkaik Dönem'den kalmadır. Kimi araştırmacılar, Pausanias'ın verdiği bu bilgilerden yola çıkarak Tantalos'un tarihi bir kişilik olması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Nitekim araştırmacı Helmuth Theodor Bossert (1889-1961),bu açıklamadan hareketle olsa gerek, Sipylos dağında

Yarık-Kaya denilen kayalıkta Tantalis veya Tantalos kral kalesi bulunduğunu ifade etmektedir. Yine Pausanias'a göre, Tantalos'un kızı Niobe ise Sipylos Dağı'nda bir kayaya dönüştürülmüştür. Niobe'nin öyküsü antik dönem boyunca çeşitli eserlere konu olmuştur. Bunlardan en önemlisi M.Ö. 43 ile M.S. 17 yılları arasında yaşamış olan Romalı şair Ovidius'un Metamorphosis adlı eserinde geçmektedir. Ovidius, bu eserinde Niobe'nin nasıl taşlaştığını anlatmaktadır.
Pausanias, aynı zamanda burada bir Tantalos Gölü'nün varlığından ve Meter
 
Plastene Tapınağı'nın yukarı kısmındaki bir zirvede de Pelops Tahtı denilen bir yerden söz eder. 19. yüzyılın sonunda buraya gelen araştırmacılardan William Mitchell Ramsay (1851-1939), bugünkü Manisa'nın 7 km kadar doğusunda, Sipylos'un kuzey yamacında, Pausanias'ın anlattığı bu eski şehrin pek çok kalıntısını gözlemlemiştir.
  Antik çağda ünlü bir Magnesia'lı: Coğrafyacı Pausanias
Antik çağın önemli şahsiyetlerinden, coğrafyacı ve tarihçi Pausanias'ın, büyük bir olasılıkla, Sipylos Magnesia'sında doğduğu kabul edilmektedir. Pausanias, M.S. yaklaşık 115 ile 180 yılları arasında yaşamıştır. Bir eserinde Sipylos çevresini "kendi" bölgesi olarak tanımladığından, Magnesia'da doğmuş olabileceği düşünülmektedir. Yazdıklarından çok iyi bir eğitim almış olduğunu anlamaktayız, bu nedenle de bu bölgedeki en önemli kent olan Magnesia'da doğmuş olduğu akla en yakın ihtimaldir. Pausanias oldukça varlıklı bir aileden geliyor olmalıydı; seyahatleri yalnızca Yunanistan, Anadolu, Galatya gibi bölgeleri değil, aynı zamanda Fırat kıyılarına kadar Anadolu'nun diğer bölgelerini, Suriye'yi, Filistin'i, Mısır'ı, Roma'yı ve İtalya'daki diğer bölgeleri de kapsamaktaydı. Eserleriyle tüm bu bölgelerdeki o dönemin yaşantısı ve kalıntıları hakkında detaylı bilgilere sahip olabilmekteyiz.
   
Yararlanılan Kaynaklar:
Thomas Ihnken, Die Inschriften von Magnesia am Sipylos, in: Inschriften Griecshischer Städte aus Kleinasien Band 8 (Bonn 1978)
Oktay Akşit, Manisa Tarihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 3104 (İstanbul 1983)
Hasan Malay, Researches in Lydia, Mysia and Aiolis, in: Ergänzungsbände zu den Tituli Asiae Minoris Nr. 23 (Wien 1999) 69-70.
Susan E. Alcock – John F. Cherry – Jas Elsner (Ed.), Pausanias. Travel and Memory in Roman Greece (Oxford University Press 2001)
Bilge Umar, Lydia. Bir Tarihsel Coğrafya Araştırması ve Gezi Rehberi (İstanbul 2001)
M. Umut Doğan, Spylos Magnesiası arkeolojisine ışık tutan yeni bulunmuş bir kabartma. (Türk Arkeoloji ve Etnografya Dergisi, Yıl 2008 Sayı 8, 125-132.


İLETİŞİM

Telefon: 0 (236) 201 37 02 (Bölüm Başkanlığı)

Adres   : Celal Bayar Üniversitesi Muradiye Kampüsü 
             Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü 45140
             Muradiye/MANİSA 

Eposta  : arkeoloji@cbu.edu.tr

 

Celal Bayar Üniversitesi © 2014 | Güvenlik ve Gizlilik